Arjantinli yazar Rodrigo Garcia, metinde hiç geçmese de oyunun, matematikçi ve düşünür Gottfried Liebniz’in köpeği Daisy’e her gece anlattığı hikayelerden oluştuğundan söz eder. Yazarın keskin bir ironi ve şiirsellik içinde anlattığı ise sistemin içinde savrulan insandır. Postmodern toplumun içinde Garcia’nın insanı konumlandırdığı yer trajiktir. Trajiktir, çünkü akıllı bir aygıtın içine tutsak edilerek parçalanmış ve gerçekte olmadığı “ben”lerin içine dağıtılarak yalnızlaştırılmıştır.

Dil duyguların sahte sembolleri olan emojilerle yer değiştirmektedir. Sistemin hızı uygun kelimeleri arayıp bulmak yerine bize kolaylık olarak bu sembolleri önerir. Garcia içine itildiğimiz bu yeni semboller dünyasındaki gerçek duyguların ne olduğunu sorgular. Evrensel çifte standartların ilişkilerdeki iki yüzlü işleyişi ile bizi yüzleşmeye zorlar.

Sanal ile gerçeğin hızla birbirine geçtiği kaotik dünyadaki yeni yerimizin ne olacağını. İçi boşaltılmış değer ve kavramların yerine nelerin yerleştiğini ve bunlar olup biterken ne ara ürüne dönüp markalaştığımızı bize göstermeye çalışır. Gerçek yıldızlar çoktan kendi uzaylarına göçmüş ve dünya sahte yıldızlara kalmıştır.
Doğanın şiiri giderek yitirilmiş ve sonra çeşitli formlarda paketlenerek tüketim kültürü içinde yerini almıştır. Ve şiir yazmak başka bir dünyadan
olmayı gerektirmektedir artık. Acı çeken insan gerçeğe ancak kendini kaktüse
dönüştürebilirse katlanabilir.

Garcia konuşmaktan yorgun düşmüş cümleleri bir kez daha bize söyler. Onları yeniden duymamız ya da kulaklarımızı kapatmamız için.

Nefrin Tokyay

 

SÜRE

Tek perde / 70 dakika

Rodrigo Garcia 1964’te Buenos Aires’te doğdu. 1986 yılında Arjantin’in politik durumu yönetmen ve oyun yazarı kariyerine devam etmek için onu İspanya’ya göç etmeye zorladı. 1986 yılından beri Madrid’te yaşamakta ve çalışmalarını sürdürmektedir.

 

İspanya’ya göçünden sonra, çok sevdiği ve uzun yıllar birlikte çalıştığı Carlos Marquerie ile tanıştı. Onunla birlikte disiplinlerarası çalışmalar için Teatro Pradrillo’da bir alan oluşturdular. Görsel sanatlar, müzik, tiyatro ve dans arasındaki paslaşmadan yola çıkan projenin amacı, Avrupa’daki tiyatrolarla karşılıklı ilişkiler kurmaktı.

 

Yazar, sahne tasarımcısı ve yönetmen olan Garcia, 1989 yılında birçok deneysel oyun sahneye koyan ve geleneksel tiyatro anlayışından uzak, kendine özgü bir dil yaratma arayışında olan tiyatro topluluğu La Carniceria Teatro’yu kurmuştur. Tiyatroya verdiği isim, çocukluğunu geçirmiş olduğu, babasının kasap dükkanından gelir, bunun yanı sıra modern toplumun “etine” ve “kanına” da bir saldırı anlamı taşımaktadır.

 

Rodrigo on yedi yaşındayken, Octavio Paz ve Jorge Luis Borges ile Buenos Aires’te bir kafede buluştuktan sonra eve döndüğünde:

 

“Eve geldim -annemle babamın evine- heyecanlı bir şekilde onlara: ‘Gördüm onları, Borges ve Octavio Paz’ı.’ dedim. Annem bana sorular sordu, onlarla konuşup konuşmadığımı sordu. Onlara hayran olduğumu bilir. Babam bana bir kemerle vurdu, bağırarak küfür etti (…) beş dakika sonra kendimi kanlar içinde kalmış beyaz bir önlükle, kasap dükkanımızda et keserken buldum.”

 

Doksanlı yıllarda, Garcia’nın sanatı güçlü ve çağdaş bir anlayışa dayanıyordu: enstalasyonlar, videolar ve performanslara. Oyunlarında asırları aşan ve sınıflandırılamayacak nitelikte göndermeler vardı; Quevedo -İspanyol altın çağının şairi-, Beckett, Céline, Thomas Bernhard ve aynı zamanda Buñuel ve hatta Kara Dönem’in Goya’sı gibi.

 

Garcia’nın içinde hiçbir zaman dindiremediği, yolundan sapma stratejisini içermeyen, doğrudan sorgulamanın, maddi ve somut olanın saldırganlığını benimsemek ve dünyadaki dehşeti gösterebilme isteği var. Garcia, tüketici toplumun neden olduğu yabancılaşma süreçlerine odaklanıyor. Onun tiyatro anlayışı, kendini gerçekçi göndermelerden uzak tutar, fiziksel metafordan yanadır. Seyirciyi sarsıcı ve rahatsız eden metaforlara maruz bırakır. Sahnelemede açık bir mesaj kaygısı ortaya koymadan yoğun bir deneyim sunar, malzemenin doğal kaynaklarını kullanır. Baskıcı ve boğucu bir şekilde, olduğu gibi malzemeyi kullanır.

 

Oyunlarında aktörlerin performansları yanı sıra dans, müzik, plastik ve görsel sanatlar gibi farklı disiplinlerin birleşimi söz konusudur. Aynı zamanda çalışmaları, zamanımızı ve toplumumuzu oluşturan şiddete ve erozyona odaklanır.

 

Adeta bir laboratuvarda gibi çalışan Garcia, deneyler yapıyor ve yeni sahneleme formları üzerine kafa yoruyor, yarattıkları doğrudan bir sahne iletişimine, daha belirgin sosyal ve fiziksel göndermelere doğru eviriliyor. Yazıları, günlük hayattan ve “Buenos Aires’in bu meşhur varoşlarında ya işçi ya mason olmayı seçen arkadaşlar arasında” büyüdüğü sokaklardan ilham alır. Yazıları gerçeğin bir uzantısıdır; gücünü kullandığı şiirsel boyuttan alır. Karakterleri, korkudan bahseder, argo konuşur; Garcia karikatürize etmekten kaçınır ve doğalcılığı da reddeder. Karakterleri öyle düzenlemiştir ki onlar, sıradan varlıkların en özgün olduğuna inanırlar ve o şekilde davranabilirler. Garcia konuşmuyor, yorum yapmıyor, ancak bu yabancılaşmanın işleyişini abartı ve fazlalık kullanarak gösteriyor.

 

Rodrigo Garcia, 1989’dan beri birçok oyun yazmış ve sahneye koymuştur: Acera Derecha(Sağ Kaldırım); Matando horas (Zaman Öldürürken); Prometeo (Söz); Notas de cocinas (Mutfak Notları); Carnicero espanol (İspanyol Kasap); El dinero (Para); Protegedme de lo que deseo (Beni Dilediklerimden Koruyun); Nuevas Ofensas (Yeni Hareketler); Adolfo Simon’un rejisiyle Macbeth Imagenes (Macbeth, Görüntüler – 1999); ‘Ciudad de Valladolid’ ödüllü Reloj (Saat, 1994); Rey Lear (Kral Lear, 1998); Ignorant ve After Sun (Cahil ve Güneş sonrası, 2000); Tu es un fils de pute (Sen bir Orospu Çocuğusun, 2001); Fallait rester chez vous, têtes de noeud (Evinizde Kalmalıydınız, Embesiller) ; J’ai acheté une pelle en solde pour creuser ma tombe (İndirimden Kürek Aldım, Kendi Mezarımı Kazmak İçin) ; L’histoire de Ronald, le clown de chez Mc Donald (McDonald’s Palyaçosu Ronald’ın Hikayesi, 2002); Jardinería humana (İnsan Bahçıvanlığı, 2003). Cruda. Vuelta. Al punto. Chamuscada. (Çiğ, Az Pişmiş, Orta, Yanık,) ve Approche de l’idée de méfiance (Şüphecilik Fikri Yaklaşımı, 2007 Avignon Festivali) oyunlarını sergilemiştir. Son oyunları: Mort et réincarnation en cow-boy (Bir Kovboyun Ölümü ve Reenkarnasyonu); Balancez mes cendres sur Mickey (Küllerimi Mickey’nin Üzerine Savurun, 2007); Agamemnon: Á mon retour du supermarché, j’ai flanqué une raclée à mon fils “Agamemnon- Süpermarketten Döndüm ve Oğlumu Bi Temiz Dövdüm”; Versus (Karşı,2009); Golgota Picnic (2011). 2009 yılında, UNESCO’dan XI. Avrupa Tiyatro Ödülü’nü almıştır.

 

“Şu an dünyada milyonlarca insanın kendi hayatını yaşadığına inanmıyorum, buna inanamıyorum ve ben, hayatlarına dahil değilim ama onları tanımak istiyorum. Aynen onların da beni tanımak isteyecekleri gibi; Çinlilerin, Bolivyalıların, Vietnamların, Almanların …”

 

“Tüm bu insanların kendi hayatlarını yaşıyor olmaları ve benim onların hayatlarıyla hiçbir ilişkim olmaması bana inanılmaz ve mucizevi geliyor. Bu neredeyse dinsel bir şey, aslında hepimiz aynı varlığın birer parçasıyız ve birbirimize yakın olmamızı engelleyen, bilmediğimiz, acı verici bir parçalanma var.”

 

Rodrigo Garcia’dan birkaç kırıntı…

 

Kırkından sonra, çok güzel dayalı döşeli

  bir beynin olur, her fikir yerli yerindedir, çok iyi vakit geçirebileceğin bir zamanda

  olursun, ama diriliğini kaybedeceksin.

  15 ve 40 yaş arasında, sen dirisindir ama kafan öyle değil.

  40 ve 70 yaş arasında, kafa olur ama dirilik olmayacak.

  Her zaman eksik bir şey var.

  Ve bu boşluğu doldurmak için, parayı icat ettik.

  Paraya sahip olmak. (…)”

Les solitaires intempestifs yayınlarından çıkan “Fallait rester chez vous, têtes de noeud” kitabından alınmıştır.

 

Fransızca’dan çeviren: Gülce Ünlü

DİĞER OYUNLAR