Yazar Koffi Kwahule’nin Türkiye’de oynayan ilk oyunu olan Big Shoot, aynı zamanda Tiyatrops’un da ilk oyunu…

Big Shoot hastalanmış insanlığın steril şiddet gösterisindeki çırpınışıdır. Yazar artık günümüzde ölümün bir tüketici deneyimi olduğuna dikkat çeker. Bu deneyimde uydurma hikayeler kendini sanatçı ilan eden cellatlar eliyle yazılır ve kurbanlara zorla söylettirilir. Bu aynı zamanda herkesin ezbere bildiği ama izlemekten vazgeçemediği ölümcül bir gösteridir.

 

SÜRE

Tek perde / 80 dakika

Yazar: Koffi Kwahule´

Çevirmen: Ezgi Coşkun Yetiş

Yönetmen: Nefrin Tokyay

Oyuncular: Çağlar Çorumlu, Salih Bademci

Yönetmen Yardımcıları: Ezgi Coşkun Yetiş, Melek Ata, Kerem Muslugil

Müzik: Selen – Berk Öztürk

Dekor: Derya Önlü

Kostüm: Deniz Çağrı Bilgili, Derya Önlü

Işık: İrfan Varlı

Afiş: Buket Diker

Fotoğraf – Video: Ali Pişkin

KOFFI KWAHULÉ 1956’da Abengourou’da (Fildişi Sahili) doğdu. Oyuncu, yönetmen, oyun ve roman yazarı eğitimini Abidjan Güzel Sanatlar Enstittüsü, Rue Blanche okulu (Paris’te Fransız Tiyatrosu Sanat ve Tekniği Yüksek Okulu), Sorbonne Nouvelle Paris III (doktora) üniversitesinde tamamladı. 1977’den bu yana yirmiyi aşkın oyun yazmıştır, oyunları bir çok dile çevrilmiştir. “Benim favori yazarım Thelonious Sphere Monk’tur” diyen Kwahulé, oyunlarını yazarken caz müziğinden esinlenmiştir. 2013’te “Edouard-Glissant, çağımızın dikkat çekici sanat eseri” ödülünü almıştır. Amerika, Kanada ve Fransa’da sahnelenen, 2000 yılında yazılmış oyunu “Big Shoot” Türkçe’ye ilk defa 2013 yılında çevrilmiş olup 2014 yılında TiyatrOPS tarafından sahneye konmuştur. “Bence tiyatro canlıların katıldığı bir cenaze törenidir. Boşuna “canlandırmak” demiyoruz (…) Sanırım tiyatronun tek bir gerçek işlevi var. Ölüm korkusunu ortaklaşa yaşayan canlılar olduğumuzu hatırlatmak.” diyen Koffi Kwahulé ve çağdaşlarının öncüsü Sony Labou Tansi’ dir. Bu yazarların ortak özellikleri çoğunlukla yazım formlarını, fransızca dilini tamamen bozmak, yani kuralları yıkmak olmuştur. Çünkü bu dil, sömürge ülkelerine zorla benimsetilmiştir ve bunu değiştirmek yazarlar için bir kavga, bir özgürlük savaşı, bir dönüşüm meselesi haline gelmiştir. Koffi Kwahulé: “Dile boyun eğmemek için, onu farklı tınlatmam gerekti. Başka bir iletişim kurma şeklini, müzikal bir anlatımda buldum. Bu da benim baş kaldırma şeklim.” Bu kuşak yazarlar “ötekiler tarafından tanımlanmaya müsade etmemek” için savaşmışlardır. Kwahulé’nin bahsettiği “ bağımsızlığın korkunç çocukları”, “uzaylı jenerasyon”, bilinmeyeni (saklı olanı) parçalayıp dünyanın önüne attığı anda, Frankenstein Sendromu’nu tetiklemiştir. Koffi Kwahulé oyunlarında caz müziğinin etkisini şöyle açıklıyor: “Başlangıçta, yazarken derdim hep hikayenin anlaşılması olmuştu ve Caz ile tanıştığımda, müzisyenlerin bunu (hikaye anlatımını) farklı bir yol ile anlattığını fark ettim (…) Caz müziğinde var olan “temayı tamamen dağıtma” durumunu keşfettim. Bir şarkıyı bir kaç müzisyen bambaşka versiyonlarda çalabiliyordu (…) Bu “dağıtılmış tema” sırrını nasıl yazıya geçirebileceğimi düşündüm. Bugün giderek daha az hikaye odaklı yazıyorum tabi buna rağmen zaten sonunda bir hikaye ortaya çıkıyor. Önceden hikaye belirleyerek yazmanın siyah ırk için felsefi açıdan imkansız olduğunu anladım. Çünkü tarihim bana diyor ki, hiçbir şey kesin değildir, her şey yıkılıp tekrar yapılanabilir. Siyah olarak derimin altında biliyorum ki hiçbir şey kesin değil. Yarın Eyfel Kulesi yok olsa buna şaşırmam. Dünya Ticaret Merkezi’nin bir göz kırpımında yok olacağını kim tahmin ederdi? Yazarken doğaçlama gelişen şeyleri, itki ile, önceden hazırlanmamış şeyleri tercih ediyorum. Benim yazımım dengesiz bir yazımdır…”

DİĞER OYUNLAR